Preeklampsi, genellikle gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan ve yüksek tansiyonla birlikte anne adayının farklı organ sistemlerini etkileyebilen ciddi bir gebelik komplikasyonudur. Halk arasında zaman zaman “gebelik zehirlenmesi” olarak adlandırılsa da gerçek bir zehirlenme değildir. Preeklampsi hafif klinik bulgularla başlayabileceği gibi bazı gebelerde kısa sürede ağırlaşarak anne ve bebeğin sağlığını tehdit edebilir.
İstanbul preeklampsi takibi sırasında yalnızca tansiyon değerine bakılması yeterli değildir. İdrarda protein, böbrek ve karaciğer fonksiyonları, trombosit sayısı, anne adayının belirtileri, bebeğin büyümesi ve plasenta fonksiyonları birlikte değerlendirilmelidir. Doç. Dr. Nazlı Korkmaz tarafından yürütülen gebelik takiplerinde de yüksek tansiyonun erken fark edilmesi ve preeklampsi açısından gerekli incelemelerin zamanında yapılması önem taşır.
Preeklampsi, gebelik sırasında ortaya çıkan hipertansiyonla ilişkili çok sistemli bir hastalıktır. Genellikle gebeliğin ikinci yarısında gelişir. Yüksek tansiyona idrarda protein kaybı eşlik edebilir; ancak proteinüri bulunmayan bazı hastalarda böbrek, karaciğer, beyin, kan sistemi veya akciğerleri etkileyen bulguların gelişmesiyle de preeklampsi tanısı gündeme gelebilir.
Hastalığın seyri her gebede aynı değildir. Bazı kadınlarda düzenli kontroller sırasında herhangi bir şikâyet olmadan yüksek tansiyon fark edilirken bazı kadınlarda şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu, üst karın ağrısı veya nefes darlığı gibi belirtiler görülebilir.
Makale Özeti
Preeklampsi genellikle gebeliğin 20. haftasından sonra gelişen yüksek tansiyonla ilişkili ciddi bir gebelik hastalığıdır. Şiddetli baş ağrısı, görme değişiklikleri, üst karın ağrısı, ani şişlik ve nefes darlığı önemli uyarı belirtileri olabilir. Tedavi ve doğum zamanlaması gebelik haftası ile anne ve bebeğin durumuna göre belirlenir.
Bu Yazıda Ne Bulacaksınız?
Preeklampsi çoğunlukla gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkar. Gebeliğin daha erken haftalarında başlayan hipertansiyon ise öncelikle gebelik öncesinde mevcut olan veya gebeliğin başında gelişen kronik hipertansiyon açısından değerlendirilir.
Preeklampsi 34. gebelik haftasından önce geliştiğinde erken başlangıçlı preeklampsi olarak değerlendirilebilir. Erken haftalarda ortaya çıkan hastalık anne ve bebek açısından daha yakından takip gerektirebilir.
Hayır. Gebeliğin 20. haftasından sonra daha önce tansiyonu normal olan bir kadında 140/90 mmHg veya üzerinde tansiyon görülmesi gebelik hipertansiyonu olarak değerlendirilebilir. Preeklampside ise yüksek tansiyona proteinüri veya anne adayının organ sistemlerini etkileyen başka bulgular eşlik eder.
| Durum | Temel Özellik | Yaklaşım |
|---|---|---|
| Kronik Hipertansiyon | Gebelikten önce veya gebeliğin ilk 20 haftasında yüksek tansiyon bulunması | Gebelik boyunca yakın tansiyon ve fetal takip |
| Gebelik Hipertansiyonu | 20. haftadan sonra yeni başlayan yüksek tansiyon, preeklampsi bulgusu olmaması | Preeklampsi gelişimi açısından düzenli takip |
| Preeklampsi | Yüksek tansiyonla birlikte proteinüri veya organ etkilenmesine ait bulgular | Anne ve bebeğin yakın izlenmesi, gebelik haftasına göre tedavi ve doğum planı |
| Ağır Bulgulu Preeklampsi | Çok yüksek tansiyon veya ciddi organ etkilenmesi | Hastane takibi ve gebelik haftasına göre daha erken doğum gerekebilir |
Bu tablo tanı amacıyla kullanılmamalıdır. Tek bir tansiyon ölçümü veya tek bir belirti üzerinden preeklampsi tanısı konulmaz; gerekli ölçümler ve laboratuvar incelemeleri kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.
Preeklampsi bazen herhangi bir belirti oluşturmadan yalnızca rutin gebelik kontrolünde yüksek tansiyon veya idrarda protein saptanmasıyla fark edilebilir. Bu nedenle anne adayının kendisini iyi hissetmesi preeklampsi olmadığı anlamına gelmez.
Belirti geliştiğinde aşağıdaki şikâyetler görülebilir:
Hayır. Özellikle gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ayaklarda ve ayak bileklerinde hafif şişlik oldukça sık görülebilir ve tek başına preeklampsi anlamına gelmez.
Bununla birlikte yüz ve ellerde ani şişme, çok hızlı gelişen ödem veya bu duruma baş ağrısı, görme bozukluğu ve yüksek tansiyon gibi başka belirtilerin eşlik etmesi durumunda preeklampsi açısından değerlendirme gerekir.
“ Preeklampside en önemli noktalardan biri, anne adayı belirgin bir şikâyet yaşamadan da hastalığın gelişebileceğini bilmektir. Bu nedenle düzenli gebelik kontrolleri ve tansiyon ölçümü ihmal edilmemelidir. ”
Preeklampsinin kesin nedeni tek bir mekanizmayla açıklanamamaktadır. Hastalığın gelişiminde plasentanın rahim damarlarına yerleşme ve kanlanma sürecindeki farklılıkların önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Plasentayla ilişkili bu değişiklikler anne adayının damar sistemi ve farklı organlarında etkiler oluşturabilir.
Bu nedenle preeklampsi yalnızca “tansiyon hastalığı” olarak değerlendirilmez. Böbreklerden karaciğere, beyinden kan hücrelerine ve plasentaya kadar farklı sistemleri etkileyebilir.
Preeklampsi herhangi bir gebelikte gelişebilir. Bununla birlikte bazı durumlarda risk daha yüksektir.
Risk faktörüne sahip olmak preeklampsinin mutlaka gelişeceği anlamına gelmez. Ancak bu gebelerde tansiyon ve gebelik takiplerinin daha dikkatli planlanması gerekebilir.
Preeklampsi tanısında tansiyon ölçümü temel değerlendirmelerden biridir. Gebeliğin 20. haftasından sonra tekrarlayan ölçümlerde 140/90 mmHg veya üzerinde tansiyon saptanması durumunda gebelik hipertansiyonu ve preeklampsi açısından inceleme yapılır.
Tanının değerlendirilmesinde yalnızca idrarda protein aranmaz. Böbrek ve karaciğer fonksiyonlarında bozulma, trombosit sayısında azalma, akciğerlerde sıvı birikimi veya nörolojik belirtiler gibi organ etkilenmeleri de önemlidir.
Gerekli incelemeler hastanın tansiyon değerlerine, gebelik haftasına ve belirtilerine göre değişebilir. Genel olarak anne ve bebeğin durumu birlikte değerlendirilir.
İstanbul preeklampsi takibi planlanırken anne adayının yalnızca tansiyon değerleri değil, gebelik haftası ve bebeğin gelişimi de dikkate alınır. Preeklampsi hafif seyrediyor ve anne ile bebeğin durumu stabil görünüyorsa daha sık poliklinik kontrolü veya gerekli durumlarda hastane takibi planlanabilir.
Doç. Dr. Nazlı Korkmaz tarafından yürütülen değerlendirmede tansiyon seyri, kan ve idrar sonuçları, ultrason bulguları ve bebeğin iyilik hali birlikte ele alınarak kontrol aralıkları belirlenir. Hastalığın ağırlaştığını düşündüren bir bulgu oluşursa takip planı yeniden düzenlenir.
Gebeliğin haftalara göre takibi, yapılabilecek testler ve doğuma hazırlık hakkında ayrıntılı bilgi için Gebelik ve Doğum Süreci yazımızı inceleyebilirsiniz.
Preeklampsinin bazı klinik özellikleri hastalığın daha ciddi seyrettiğini gösterebilir. Tansiyonun sistolik 160 mmHg veya diyastolik 110 mmHg ve üzerine çıkması önemli ağır bulgulardan biridir.
Bunun dışında aşağıdaki durumlar da hastalığın ağırlaştığını düşündürebilir:
Ağır bulguların bulunduğu preeklampsi genellikle hastane ortamında yakın takip gerektirir.
HELLP sendromu, preeklampsi ile ilişkili olabilen ciddi bir gebelik komplikasyonudur. İsmini alyuvarların parçalanması, karaciğer enzimlerinde yükselme ve trombosit sayısında düşme bulgularının İngilizce baş harflerinden alır.
HELLP sendromunda üst karın veya sağ kaburga altında ağrı, bulantı, kusma, halsizlik, baş ağrısı veya genel durumda kötüleşme görülebilir. Hastalık bazen tansiyon değerleri çok dramatik yükselmeden de ortaya çıkabileceğinden belirtilerin laboratuvar testleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Eklampsi, preeklampsi bulunan bir gebede başka bir nörolojik nedenle açıklanamayan nöbet gelişmesidir. Anne ve bebek açısından acil müdahale gerektiren ciddi bir durumdur.
Preeklampsinin ağır seyrettiği hastalarda nöbet riskini azaltmak amacıyla uygun klinik durumlarda magnezyum sülfat tedavisi kullanılabilir. Magnezyum sülfat bir tansiyon ilacı değildir; temel kullanım amaçlarından biri eklampsi nöbetlerinin önlenmesidir.
Preeklampside plasentaya giden kan akımı etkilenebilir. Bunun sonucunda bazı bebeklerde rahim içinde büyümenin yavaşlaması veya bebeğin gebelik haftasına göre beklenenden küçük kalması görülebilir.
Hastalığın ağırlaşması erken doğumu gerekli hale getirebilir. Ayrıca plasentanın erken ayrılması gibi ciddi obstetrik komplikasyonların riski de artabilir. Bu nedenle preeklampsi tanısında anne kadar bebeğin de düzenli değerlendirilmesi önemlidir.
Preeklampsi tedavisi hastalığın şiddetine, gebelik haftasına ve anne ile bebeğin durumuna göre belirlenir. Tedavide temel amaç anne adayında ciddi komplikasyonları önlemek ve mümkün olduğunca güvenli koşullarda sağlıklı bir doğum gerçekleştirmektir.
Uygulanabilecek yaklaşımlar arasında:
Preeklampsiyi evde kendi kendine kullanılan tansiyon ilaçlarıyla tedavi etmeye çalışmak doğru değildir. Gebelik sırasında kullanılabilecek ilaçlar anne ve bebek açısından ayrıca değerlendirilmelidir.
Doğum zamanlaması preeklampsi yönetiminin en önemli kararlarından biridir. Ağır bulgu bulunmayan ve anne ile bebeğin stabil olduğu gebeliklerde takip belirli bir gebelik haftasına kadar sürdürülebilir. Term gebeliğe yaklaşıldığında doğum planlanabilir.
Ağır bulgulu preeklampside ise özellikle 34. gebelik haftası ve sonrasında doğum daha erken gündeme gelebilir. Gebelik 34 haftadan küçükse ve anne ile bebeğin durumu uygunsa çok yakın hastane takibi altında kısa süreli bekleme değerlendirilebilir. Ancak anne veya bebeğin durumu kötüleşiyorsa gebelik haftasından bağımsız olarak doğum gerekebilir.
Hayır. Preeklampsi tanısı tek başına sezaryen zorunluluğu oluşturmaz. Anne ve bebeğin durumu uygunsa, bebeğin pozisyonu ve gebelik haftası elveriyorsa vajinal doğum mümkün olabilir.
Doğum sırasında anne veya bebeğin durumunda sorun gelişmesi, doğumun ilerlememesi veya farklı obstetrik nedenlerin bulunması durumunda sezaryen gerekebilir. Doğum şekli her hasta için ayrı değerlendirilmelidir.
Preeklampsinin tüm vakalarını önleyen kesin bir yöntem bulunmamaktadır. Ancak yüksek risk grubunda bulunan bazı gebelerde riskin azaltılması amacıyla hekim kontrolünde düşük doz aspirin tedavisi değerlendirilebilir.
Aspirin kullanımına gebelikte kişinin kendi kararıyla başlanmamalıdır. Preeklampsi öyküsü, kronik hipertansiyon, diyabet, böbrek hastalığı, otoimmün hastalık veya çoğul gebelik gibi risklerin varlığı değerlendirilerek uygun olup olmadığı kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından belirlenir.
Gebelik öncesinde mevcut hastalıkların ve olası risklerin değerlendirilmesi hakkında bilgi için Gebelik Öncesi Testler yazımızı inceleyebilirsiniz.
Doktor tarafından evde tansiyon takibi önerilmişse ölçümlerin uygun bir tansiyon cihazıyla, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru manşet kullanılarak yapılması önemlidir. Ölçüm sonuçlarının saatleriyle birlikte kaydedilmesi sonraki değerlendirmelerde yardımcı olabilir.
Doktorun belirlediği sınırların üzerinde ölçüm elde edilmesi veya ölçüme baş ağrısı, görme bozukluğu, üst karın ağrısı ya da nefes darlığı gibi belirtilerin eşlik etmesi durumunda yalnızca bir sonraki rutin kontrol beklenmemelidir.
Evet. Preeklampsi yalnız gebelik sırasında ortaya çıkmaz. Bazı kadınlarda doğumdan sonra ilk kez yüksek tansiyon ve preeklampsi bulguları gelişebilir. Bu nedenle bebeğin doğmuş olması preeklampsi riskinin anında sona erdiği anlamına gelmez.
Doğumdan sonraki dönemde şiddetli baş ağrısı, görme bozukluğu, nefes darlığı, üst karın ağrısı veya yüksek tansiyon gelişmesi halinde acil tıbbi değerlendirme gerekir.
Plasentanın doğumuyla birlikte preeklampsiye neden olan gebelik süreci sona ermeye başlar; ancak tansiyon ve laboratuvar değerlerinin normale dönmesi zaman alabilir. Bazı hastalarda doğum sonrasında da tansiyon ilacı ve yakın takip gerekebilir.
Bu nedenle preeklampsi geçiren kadınların doğum sonrası kontrollerini aksatmaması önemlidir. Tansiyon doğumdan sonraki günlerde yeniden yükselebileceğinden evde tansiyon takibi de önerilebilir.
Daha önce preeklampsi geçirmiş olmak sonraki gebeliklerde yeniden preeklampsi gelişme riskini artırır. Tekrarlama olasılığı önceki hastalığın ne kadar erken başladığına, ne kadar ağır seyrettiğine ve anne adayında kronik hipertansiyon veya böbrek hastalığı gibi başka riskler bulunup bulunmadığına göre değişebilir.
Bu nedenle daha önce preeklampsi geçiren kadınların yeni bir gebelik planlamadan önce kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla görüşmesi yararlı olabilir.
Preeklampsi öyküsü bulunan kadınlarda ilerleyen yıllarda kronik hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının görülme riski daha yüksek olabilir. Bu nedenle gebelik sona erdikten sonra da tansiyon, kilo, kan şekeri ve genel kardiyovasküler sağlık açısından düzenli kontroller önemlidir.
Preeklampsi yalnızca gebelik döneminde yaşanmış ve tamamen unutulması gereken bir komplikasyon olarak görülmemelidir. Gelecekteki sağlık kontrollerinde preeklampsi öyküsünün hekime bildirilmesi gerekir.
İstanbul preeklampsi tedavisi ve gebelik takibi her anne adayı için aynı şekilde planlanmaz. Gebelik haftası, tansiyon değerlerinin düzeyi, laboratuvar testleri, annenin belirtileri ve bebeğin gelişimi birlikte değerlendirilir. Bazı anne adayları sık poliklinik kontrolleriyle takip edilebilirken ağır hastalıkta hastaneye yatış gerekebilir.
Doç. Dr. Nazlı Korkmaz ile yapılacak değerlendirmede amaç yalnızca tansiyon değerini düşürmek değil; hastalığın anne ve bebek üzerindeki etkilerini erken fark etmek, gerekli takip aralığını belirlemek ve doğum için en güvenli zamanı planlamaktır.
Evet, preeklampsi halk arasında sıklıkla gebelik zehirlenmesi olarak adlandırılır. Ancak gerçek anlamda vücuda bir zehir girmesi söz konusu değildir. Preeklampsi plasenta ve anne damar sistemiyle ilişkili çok sistemli bir gebelik hastalığıdır.
Gebeliğin 20. haftasından sonra 140/90 mmHg veya üzerinde yeni başlayan tansiyon yüksekliği preeklampsi açısından değerlendirme gerektirir. 160/110 mmHg veya üzerindeki değerler ise ağır hipertansiyon olarak kabul edilir ve acil değerlendirme gerektirebilir.
Hayır. İdrarda protein preeklampsinin önemli bulgularından biridir ancak her hastada bulunması zorunlu değildir. Yüksek tansiyona böbrek, karaciğer, trombosit, akciğer veya nörolojik etkilenme gibi bulguların eşlik etmesi durumunda da preeklampsi tanısı değerlendirilebilir.
Preeklampside özellikle yeni başlayan, şiddetli, geçmeyen veya normalde yaşanan baş ağrılarından farklı bir baş ağrısı uyarıcı olabilir. Görme değişikliği veya yüksek tansiyonla birlikteyse gecikmeden değerlendirilmelidir.
Preeklampsi plasenta fonksiyonlarını etkileyebildiği için bazı durumlarda bebeğin iyilik hali bozulabilir. Bebek hareketlerinde belirgin azalma hissedilmesi durumunda preeklampsi olsun veya olmasın gebelik haftasına uygun şekilde değerlendirme yapılmalıdır.
Evet. Plasentaya giden kan akımının etkilenmesi bazı bebeklerde rahim içi büyüme geriliğine yol açabilir. Bu nedenle ultrasonla bebeğin büyümesi ve gerektiğinde Doppler kan akımları takip edilebilir.
Her preeklampsi hastası hastaneye yatırılmaz. Hastalığın şiddeti, tansiyon değerleri, kan sonuçları, belirtiler, gebelik haftası ve bebeğin durumu dikkate alınır. Ağır bulgular varsa hastane takibi genellikle gerekir.
Her durumda hemen doğum gerekmez. Doğum zamanı gebelik haftasına ve hastalığın şiddetine göre belirlenir. Anne veya bebeğin durumu kötüleşiyorsa erken doğum gerekli olabilir.
Tek başına preeklampsi sezaryen zorunluluğu oluşturmaz. Anne ve bebeğin durumu uygunsa vajinal doğum planlanabilir. Sezaryen kararı diğer obstetrik ve acil klinik nedenlere göre verilir.
Evet. Tansiyon doğum sonrasında da yüksek kalabilir veya daha önce normal olan bir kadında doğum sonrası preeklampsi gelişebilir. Bu nedenle özellikle ilk haftalarda belirtiler ve tansiyon takip edilmelidir.
Preeklampsinin tüm vakalarını önleyen kesin bir yöntem yoktur. Ancak yüksek risk grubundaki bazı gebelerde doktor değerlendirmesiyle düşük doz aspirin gibi koruyucu yaklaşımlar hastalığın gelişme riskini azaltmaya yardımcı olabilir.
İstanbul'da preeklampsi açısından özellikle gebeliğin ikinci yarısında yüksek tansiyon, geçmeyen baş ağrısı, görme değişikliği, sağ üst karın ağrısı, ani yüz-el şişliği veya nefes darlığı gelişmesi durumunda rutin kontrol günü beklenmeden kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır.